
Kaygının Siyaseti: Ashley Jardina’nın White Identity Politics’inden Türkiye’ye Bir Bakış-Kemal Büyükyüksel
Amerikan siyasetinde son yılların ilgi çeken kitaplarından biri Ashley Jardina’nın

Amerikan siyasetinde son yılların ilgi çeken kitaplarından biri Ashley Jardina’nın

Akademisyen nefreti Türkiye açısından yeni bir olgu değil. Siyasi söylemini

Bu makale, Kürt hareketinin demokratik potansiyelini hala değerli bulan ancak

Progresif’in 2. dosyası dijital çağın kalbine, yani sosyal medyaya odaklanıyor. Bu dosyada yazarlar, bugünün direnişlerinde, dayanışmalarında ve politik anlatılarında sosyal medyanın gerçekten ne kadar etkili

Progresif’in ilk dosyası, farklı yazarların kaleminden mücadele, demokrasi ve özgürlük üzerine kişisel ve toplumsal hikâyeleri bir araya getiriyor. Her metin, kendi bağlamında direnişi yeniden tanımlarken

Amerikan siyasetinde son yılların ilgi çeken kitaplarından biri Ashley Jardina’nın White Identity Politics’i oldu. Çalışma, Amerika’daki beyazların kimlik kaygısını merkeze alıyor ve çoğunluk olmalarına rağmen kendilerini nasıl tehdit altında hissettiklerini inceliyor. Jardina’ya göre beyazlar demografik dengeler değiştikçe ve kültürel çeşitlilik görünür oldukça var olan ayrıcalıklarının ellerinden kayıp gideceğine inanıyorlar. Bu

Öfkenin, acının, yalnızlığın, adaletsizliğin ve kolektif hüznün birer kaçak kat gibi üstümüze eklendiği bu dönemde 19 Mart’ın bir umut, bir yeniden inşa çağrısı olup olmadığını düşünmeden edemiyorum. Aklıma hep aynı soru geliyor: Umut bedel ödetir mi? Yıllardır hayatın birçok alanında bedeller ödüyoruz. Bazen konuştuğumuz için, bazen sustuğumuz için; bazense yalnızca

Geçtiğimiz günlerde televizyonda kanalları zaplarken hızlı hızlı konuşan bir adama denk geldim. Boylu poslu, yakışıklı, son derece karizmatik bir beyfendiydi konuşan kişi. Evet Akın Gürlek’ten bahsediyorum. Ekranın köşesine gözüm kayınca fark ettim ki A-Haber’deyim. Bu yazıyı okuyacak herkesten A-Haber’i bugüne kadar kanal listesinden silmediğim için de şimdiden özür dileyeyim. İşin

2008 yılında, ilkokul ikinci sınıfa giderken bir gün anneme şu soruyu sorduğumu hatırlıyorum: ‘‘Anne, biz hangi partiyi destekliyoruz?’’ Annemin cevabı ilginçti: ‘‘Biz CHP’ye oy veriyoruz fakat Baykal’ı sevdiğimizden değil. Mecburen ona oy veriyoruz.’’ O dönem bu cevaba şaşırmıştım çünkü o yaşta siyaseti partilerden ziyade liderlerin yarıştığı bir şey olarak algılıyordum.

Akademisyen nefreti Türkiye açısından yeni bir olgu değil. Siyasi söylemini entelektüellere, “okumuşlara” ve hiçbir zaman net bir şekilde tanımlanmayan “elitlere” duyulan nefret üzerine kurmuş iktidar açısından ise hiç yeni değil. Ancak kendisini muhalif olarak tanımlayan bir güruhun akademisyen nefreti, üzerine tartışılması ve derinlemesine incelenmesi gereken bir mesele. Bu kitlenin muhalif akademisyenlere karşı

Türkiye’de özellikle dijital alanda görünür hale gelen radikal sağ eğilimleri anlamak için Kürt meselesine dair söylenenlerden çok, bu söylemlerin hangi öznel ihtiyaca cevap verdiğine bakmak gerekiyor. Çünkü ortada basit bir “Kürt karşıtlığı”ndan ya da politik bir pozisyon alıştan fazlası var. Bu eğilimler Kürtleri toplumsal bir aktör olmaktan çıkarıyor. Kürtler bir
Kemal Büyükyüksel • Mart 21, 2026
Amerikan siyasetinde son yılların ilgi çeken kitaplarından biri Ashley Jardina’nın White...
Nehir Gül • Şubat 26, 2026
Öfkenin, acının, yalnızlığın, adaletsizliğin ve kolektif hüznün birer kaçak kat gibi...
Şöhret Can Kolsuz • Şubat 18, 2026
Geçtiğimiz günlerde televizyonda kanalları zaplarken hızlı hızlı konuşan bir adama denk...
Doğan Güneş • Şubat 18, 2026
2008 yılında, ilkokul ikinci sınıfa giderken bir gün anneme şu soruyu sorduğumu...
Abdullah Esin • Şubat 13, 2026
Akademisyen nefreti Türkiye açısından yeni bir olgu değil. Siyasi söylemini entelektüellere,...

Amerikan siyasetinde son yılların ilgi çeken kitaplarından biri Ashley Jardina’nın White Identity Politics’i oldu. Çalışma, Amerika’daki beyazların kimlik kaygısını merkeze alıyor ve çoğunluk olmalarına rağmen

Öfkenin, acının, yalnızlığın, adaletsizliğin ve kolektif hüznün birer kaçak kat gibi üstümüze eklendiği bu dönemde 19 Mart’ın bir umut, bir yeniden inşa çağrısı olup olmadığını

Geçtiğimiz günlerde televizyonda kanalları zaplarken hızlı hızlı konuşan bir adama denk geldim. Boylu poslu, yakışıklı, son derece karizmatik bir beyfendiydi konuşan kişi. Evet Akın Gürlek’ten

2008 yılında, ilkokul ikinci sınıfa giderken bir gün anneme şu soruyu sorduğumu hatırlıyorum: ‘‘Anne, biz hangi partiyi destekliyoruz?’’ Annemin cevabı ilginçti: ‘‘Biz CHP’ye oy veriyoruz

Akademisyen nefreti Türkiye açısından yeni bir olgu değil. Siyasi söylemini entelektüellere, “okumuşlara” ve hiçbir zaman net bir şekilde tanımlanmayan “elitlere” duyulan nefret üzerine kurmuş iktidar

Türkiye’de özellikle dijital alanda görünür hale gelen radikal sağ eğilimleri anlamak için Kürt meselesine dair söylenenlerden çok, bu söylemlerin hangi öznel ihtiyaca cevap verdiğine bakmak

Bu makale, Kürt hareketinin demokratik potansiyelini hala değerli bulan ancak bugünkü stratejik yönelimini yıkıcı gören birinin perspektifinden yazılmıştır. Bu duygu ve fikri baştan belirtmek zorunda

Çocukluk kavramı son dönemde Türkiye’de yoğun biçimde tartışılan bir mesele hâline geldi. Ben de bu yazıda çocukluğu tarihsel bağlamı içinde ele alarak toplumda ve barış

Western filmlerinden kartellere: İki Amerika imgesi Sinema yapıtları yoluyla kazanılan kültür endüstrisi harekatlarının en şöhretli ve başarılı komutanları muhtemelen Amerikalılardı. O kadar muzaffer oldular ki

Ülkeyle ilişkimizdeki hastalıklı ebeveyn-çocuk ilişkisi benzerliği birden bire gözüme çarptı. Yetenekli çocukların ebeveynleriyle ilişkilerinde normali terse çeviren dinamikler olabildiğini bir yerlerde okumuştum. Birçok insanın da
Küresel bir déjà vu halindeyiz. Dünyanın farklı köşelerinde olsak da aynı dramatik kurguları izliyor, aynı “bestseller” listelerini tüketiyor, kelimesi kelimesine aynı kavramlarla tartışıyoruz. Bu senkronizasyon,

On yıl kadar önce Rusya, Belarus, Türkiye ya da Macaristan gibi ülkelere özgü istisnalar olarak görülen otoriter yönetimler, bugün giderek daha fazla yerde sıradanlaşmış bir

Kimileri için Atatürk’ün yol arkadaşı ve 1945 sonrasında gösterdiği iradeyle Türkiye’ye demokrasiyi adeta tek başına bahşeden bir kahraman, kimileri içinse II. Dünya Savaşı yıllarının ekonomik

Geldiğimiz noktada herkes sürecin riskler taşıdığını görüyor. Toplumda çatışma çözümünün ihtiyacına dair güçlü bir beklenti var. Aynı anda sürecin hangi zemine oturduğu, nereye doğru ilerlediği

Son dönemde sosyal medya çevrelerinde bir “sosyal çürüme” tartışması dönüyor. Kimileri yaşananları açık bir yozlaşma olarak adlandırıyor, kimileri ise sosyolojide böyle nesnel bir kavram olmadığını,

Bu hafta, adım adım örülüşünü endişeyle izlediğimiz “bildiğimiz dünyanın sonu” zincirine yeni bir halka eklenebilir. Zira Avrupa Birliği, cesur bir hamleyle, dış ilişkilerinde elini kolunu

Geçtiğimiz haftalarda FluTV YouTube kanalında yayınlanan “Sol Bitti mi?” adlı video sebebiyle başlayan tartışmalar, mevcut liberal çevreler, akademik mecra ve özellikle de sol-sosyalist çevrelere sıçradı.

Dijital kapitalizm dikkatimizi, duygularımızı ve düşünme ritmimizi izleyen dev bir altyapıyla hayatın akışını kendi düzenine bağladı. Büyük teknoloji şirketleri algoritmalarla hem zihni hem kamusal alanı yöneten, ekonomik olduğu kadar politik bir oligarşik mimari kurdu. Bu yapı toplumsal ufku daraltan bir zihinsel kolonizasyon yarattı. Zihinsel alanı geri almak, bu düzeni görünür kılan bir farkındalık ve kolektif düşünme kapasitesini güçlendiren karşı-kamusal zeminlerle mümkün.

Brezilya’nın son on yılı, hukukun siyasal bir silaha çevrildiğinde bir ülkenin kaderini nasıl belirleyebileceğinin ibretlik bir hikayesi. “Lava Jato” soruşturması, Lula’nın mahkumiyeti ve Bolsonaro’nun yükselişi üzerinden önemli kurumsal ve ekonomik bedellerin ödenmesine neden oldu. Bu deneyim, bugün dünyada “lawfare” kavramının en somut örneklerinden birini teşkil ediyor.

Diğer Yazılar: Çürümekte Olan Bir Kamusal Alan Pratiği Olarak Sosyal Medya – Dilale Öz Dönmez Sosyal Medyada Güçsüzler Güçlü Olabilir Mi? – Selim Yıldırım Yankıların Ötesinde: