Written by • 7:32 pm• Gündem

Bahtı kara mâder(ler) – Görkem Özdemir

Ülkeyle ilişkimizdeki hastalıklı ebeveyn-çocuk ilişkisi benzerliği birden bire gözüme çarptı. Yetenekli çocukların ebeveynleriyle ilişkilerinde normali terse çeviren dinamikler olabildiğini bir yerlerde okumuştum. Birçok insanın da terapi maceralarında sanırım bu konu çeşitli defalar ziyaret edilmiştir. Sırf akranlarından biraz daha yetenekli diye kendisinden beklentiler artan çocuk zamanla ebeveyninin hayatında iyi gitmeyen şeyler üstünde de sorumluluk hisseder hâle geliyor, adeta ebeveyninin ebeveynine dönüşüyor. Bilinçli bir şekilde gerçekleşmesi gerekmeyen bu sürecin en toksik hâlinde gayriihtiyari bir sömürü ilişkisi meydana geliyor. Özetle çocuk ana babadan değil ana baba çocuktan besleniyor. İşte birden gözümün önünde adeta yeni okuyup anladığım bir metnin cümleleri akarmışçasına bu anlayış belirdi. Memleketle ilişkimiz bu toksik ilişkiye ne kadar da benziyordu…

Bize özgü olduğunu sandığımız şeylerin diğer ülkelerde de zaten olduğunu gördüğümüzde şaşırıyoruz. Ama bence yakın zamana kadar bu bahsettiğim hastalıklı ilişki gerçekten de bize özgüydü. Belki burada biz Türkiye’den ibaret değildir de gelişmekte olan, gelişemeyen ama gelişmeyi hayal eden tüm ülkeleri kapsıyordur. Muasır medeniyet diye bir hedefi, hayali olan ama henüz orada olmayan talihsiz ülkeler… Eminim siyaset bilimcilerin bunun için verdiği bir isim vardır. Bilmiyorum. Bilmediğimden böyle on beş sözcüklük tamlamalarla anlatıyorum. Bizim gibiler desem sanırım meramımı özetleyecek. Bizim gibi ülkelerde hele devletin dişinden tırnağından artırıp kurduğu görece daha olanaklı eğitim kurumlarından ülkenin gelecekteki taşıyıcı kuşakları olmak üzere yetişen gençlerin omuzlarında yüzbinlerce kilometrekarelik yükler vardır. Bir milletin geleceğinin tüm mesuliyeti bu birkaç yüz bin kişinin adeta sırtına binmiştir. Gerçek böyle değilse de hissettikleri böyledir. Kimi o ağırlığın sorumluluk duygusuyla ömür boyu sırtını dik tutmak peşinde didinir, kimi o geleceğin karardığı anların kasveti altında dizlerinin üstüne yığılıverir. Biz de böyle değil miyiz, gözyaşların dinsin ey vatan, yetiştik çünkü biz diyenler biz değil miyiz, bahtı kara maderini kurtaracak olanlar, bulunanlar, var olma misyonunu üstünde hissederek doğanlar…

Sonuçta aslında bir ülkenin evlatlarından bu beklentiye sahip olma hakkı belki de yoktu. Vardıysa da bu ilişki muhtemelen zaten sağlıklı değildi. Evlatlarına kendisinden başka bir şeyi düşünme şansı vermeyen ülkenin onu sabah ve akşam daima düşünen evlatları… Şimdi o evlatlar dünyanın her yanına dağılmışlar. Düşünmeyi bırakmadıklarını ara sıra görüyoruz ama düşünmekten ötesine geçme ihtimalinden giderek uzaklaşmışlar.

Diğer yandan şimdi bu öncesinde bize özgü olan memleketin geleceğinden endişelenme hâli bir moda gibi tüm gelişmiş dünyaya yayılıyor. Evlatlarıyla toksik ilişkisi geçmişte olmayan bu ülkelerin de birden yeni nesil insanlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olma imkânı tanımamak yolunda ilerlemeye başladığını görüyoruz. Ama tabii bizdekine benzer bir sorumluluk duygusu öyle hemen kitlelere yerleşmiyor. O endişenin sorumluluğa, tutkuya, göreve, bilince, hayat amacına dönüşmesi bile belki zaman alacak. Ama gidişat o ki biz kendi ülkemizin bu sarmaldan çıkışını görmek şöyle dursun bu hâlin başka ülkelere de yayıldığını gören kuşak olacağız.

Tüm dünyada, her yerde türlü türlü düşmanlar farklı farklı vatanların bağırlarına hançerlerini dayamış duruyor. Kimisinde bahtı kara maderini kurtarmak vazifesini içinde hisseden ama zaten omuzlarında taşıdığı yükten yorgun evlatlar ümitsizce çıkış arıyor, kimisinde bu yükle ilk kez karşılaşan gençler bu yeni durumlarını anlamlandırmaya çalışıyor. Şimdi artık dünya evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olma imkânını vermiyor.

Bu yazı ilk olarak İzler Dergisi’nin 2025 Haziran sayısında yayınlanmıştır.

↑
Close

Progresif sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin