Written by 11:21 pm Dünya, Gündem

ALO122: Ukrayna’nın Direnişini Ruslar mı Finanse Edecek? – Barış Ertürk

Bu hafta, adım adım örülüşünü endişeyle izlediğimiz “bildiğimiz dünyanın sonu” zincirine yeni bir halka eklenebilir. Zira Avrupa Birliği, cesur bir hamleyle, dış ilişkilerinde elini kolunu bağlayan ve haliyle Orban gibi aktörlerce keyifle istismar edilen “oy birliği” gereksinimini bertaraf eden bir “deney” yaptı.

Yasal bir ifadeyle, ekonomik risk oluşturan olağanüstü koşullar için kurgulanmış Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın (TFEU) 122. Maddesini, Rusya Merkez Bankası’nın AB içinde bulunan kaynaklarını süresiz dondurmak için devreye soktu. Slovakya ve Macaristan temsilcileri tasarıya karşı çıktılar; fakat 122. Madde kapsamında yapılan düzenlemelerde “oy birliği” değil “nitelikli çoğunluk” gerektiği için sonuca engel olamadılar.

Kararı “radikal” yapan yönü varlıkların dondurulması değil. Bu varlıklar zaten 2022’den beri, AB’nin rutin yaptırım paketleriyle, her altı ayda bir uzatılarak donduruluyordu. Fakat bu yaptırım paketleri her üye devletin onayını gerektiriyordu. Dolayısıyla Orban her yeni yaptırım paketi görüşmesi öncesi “bu kez onay vermeyeceğine dair” tehditler savuruyor, günün sonunda başka alanlarda imtiyazlar elde ederek ikna ediliyordu.

Bu süreçte Orban, çokça eleştirilen fakat “nazının çekilmesi” de gereken bir aktöre dönüşerek bir protesto siyaseti alanı buldu. Trump’ın, AB’yi devre dışı bırakarak, Rusya’nın toprak kazanımlarını kabul eden bir barış planı sunması (ve adeta siyasi bir zorbalıkla herkesi kabule zorlaması) Orban’ın cesaretini daha da arttırdı. Üstelik bu kez kendini “barış yanlısı”, bu anlaşmaya şüpheyle bakanlara da “savaş yanlısı” diyerek temiz bir ahlaki zemine oturtabiliyordu.

122. maddenin devreye sokulmasıyla birlikte artık bu varlıklar fiilen süresiz olarak dondurulmuş oldu; haliyle bu kritik konuda Orban’ın “veto kozu” ortadan kalktı.

Elbette bu hamleyi tek başına “tarihi” olarak tanımlamak fazla iddialı olur; fakat bu kararla ne amaçlandığı ve neyi mümkün hale getirdiği düşünüldüğünde, iki sebeple, kısa süre içinde “tarihi” unvanına erişebilir.

Trump, Barış Planı ve Finansman arayışı

Birincisi, Trump’ın kabul ettirmek için bastırdığı barış planına göre, süresiz dondurulan varlıkların bir kısmı, kârın yarısının Amerika’ya gidecek şekilde, Ukrayna’nın yeniden inşası için kullanılacak(tı); geri kalan varlıklar ise ABD-Rusya ortak projelerini finanse edecek bir fona aktarılacaktı. Bu kararla birlikte söz konusu kaynakların kullanımı AB’nin yeni bir yasal düzenlemesine tabi hale geldi. Avrupa Birliği “süresiz dondurma” kararını gözden geçirmediği sürece barış planının bu haliyle uygulanması imkansız hale gelecek. Bir başka ifadeyle, bu kararla birlikte Avrupa (Birliği), davetli olmadığı (ve hatta kendisinin de yem konumunda olduğu) Trump ve Putin’in pazarlık masasına zorla oturmuş oldu.

İkincisi ve çok daha kritik olanı, dondurulan bu kaynakların kullanımını ilgilendiriyor. Zira görünen o ki başta Almanya Şansölyesi Merz olmak üzere AB bürokrasisinin bu varlıklarla ilgili dondurmanın ötesinde de planları var. “Halledilmesi” gereken mevzu şu: Ukrayna’nın mevcut finansmanı Nisan 2026’da bitiyor. Yeni kaynak yaratılamadığı sürece (ki Amerika’nın bu konuda ne kadar gönülsüz olduğunu biliyoruz) Ukrayna bazı harcamalarını kısmak zorunda kalacak. Bunun elbette savaş gücüne ve halkın dirayetine olumsuz yansıyacağı açık. İşte tam da bu noktada, süresiz şekilde dondurulan bu kaynakların Ukrayna’nın finansman ihtiyacında kullanımı, radikal bir “acaba?” formunda, AB liderlerinin iştahını kabartıyor.

Peki, toplam miktarı 210 milyar euroya ulaşan, AB içindeki Rusya Merkez Bankası kaynakları nasıl Ukrayna için finansmana dönüşecek? Bu soruya cevap verebilmek için bu varlıkların mevcut durumunu basitçe özetlemek gerekiyor. Örneğin Rusya, 2021 yılında bir saklama kurumu (custodian) aracılığıyla 50 milyar euroluk Alman tahvili almış olsun. Bu yatırım 2024 yılında vadesi geldiğinde, faizleriyle birlikte 60 milyar euro olarak nakde dönüştü. Normal şartlar altında bu nakit ya Rusya Merkez Bankası adına yeniden bir yatırım aracına yönlendirilecek ya da doğrudan Rusya’ya transfer edilecekti. Fakat mevcut yaptırımlar çok net: Bu para ne yeniden bir finans aracına yatırılabilir ne de Rusya’ya transfer edilebilir. Sonuç olarak, AB içindeki finansal saklama kurumlarının bilançolarında, yatırımların vadesi geldikçe, Rusya Merkez Bankasına ait olağanüstü büyüklükte nakit bakiyeler birikiyor.

İşte AB’nin tasarısı tam da bu noktada devreye giriyor. Finansal kurumların Rusya Merkez Bankası’na yönelik ödeme yükümlülüğünü ortadan kaldırmadan, bu biriken nakdin tamir kredisi (reparations loan) adı altında Ukrayna’ya aktarılması planlanıyor. Böylece Ukrayna’nın finansmanı için gerekli kaynak, en azından şimdilik, ne doğrudan AB bütçesinden ne de dış borçlanma yoluyla sağlanmış olacak. Özetle AB, Rusya Merkez Bankası varlıklarını elinde tutan “saklama kurumlarından” bu nakit parayı Ukrayna’ya vermek üzere borç alıyor.

Asıl kritik konu şu: Ukrayna bu krediyi nasıl geri ödeyecek? Zira bu miktar çok yüksek, hali hazırda dış yardımlara muhtaç şekilde bir mücadele veren Ukrayna’nın böylesine bir meblağı ödemesinin kolay olmadığı bir gerçek. Bu krediyi diğerlerinden farklı kılan yönü de tam olarak burada ortaya çıkıyor: Tasarıya göre Ukrayna’nın Rusya Merkez Bankası varlıklarından kullanılacak bu krediyi ödeme yükümlülüğü ancak ve ancak Rusya savaş tazminatını ödediğinde doğacak.

Yani Rusya bir mucize sonucu savaş tazminatı öderse, Ukrayna bu krediyi zaten ödeyebilecek. Rusya bu tazminatı ödemezse, ki Avrupa’nın Rusya’yı tazminat ödemeye zorlayacağı bir dengeden ziyadesiyle uzaktayız, Ukrayna’nın bir ödeme yükümlülüğü olmayacak. Bu durumda finans kurumlarından alınan borç AB tarafından ödenecek. Fakat paranın Rusya’ya dönmesi, süresiz dondurma kararı nedeniyle, AB’nin iradesine bağlı olduğu için, AB’nin bu kaynağı geri toplaması için pek de acele etmesi gerekmeyecek. Bu elbette sınırsız bir rahatlık da vermiyor, zira, garantörü AB olacak şekilde, finansal kurumlara olan yükümlülük devam edecek. Yine de üst sınırı 210 milyar euro olan bir potansiyel finansman havuzundan söz ediyoruz. Avrupa Birliği bu yöntemle “sen tazminat ödemezsen ben de varlıklarını dondurma kararını kaldırmıyorum; üstelik Ukrayna için harcamaya da devam ediyorum” demiş olacak.

Bu durumu şu şekilde de özetleyebiliriz: Sana olan borcumu inkar etmiyorum, bankalar açıldığında göndereceğimi taahhüt ediyorum. Fakat işin garibi, bankanın ne zaman açılacağına da ben karar veriyorum.

Bu noktada 122. Maddeyle “varlıkları dondurma” kararının alınması kritikti. Zira aksi durumda, örneğin Macaristan’ın bir vetosuyla, altı ayda bir yenilenen yaptırımlar kaldırılabilirdi. Dolayısıyla Rusya Merkez Bankası AB’de bulunan kaynaklarını derhal talep ederdi. Bu maddenin devreye sokulmasıyla “kaynakları dondurma” kararının kaldırılması, haliyle kaynakların transfer edilebilir hale getirilmesi AB üye devletlerin “mutlak çoğunluğuna” bağlandı.

Şunu da unutmamakta fayda var: Varlıkların dondurulmasıyla, varlıkların özetlediğimiz formda kredi olarak kullanılması iki ayrı süreç. İlki çoktan kabul edildi, Perşembe yapılacak AB Zirvesi’nde bu ikincisi de detaylı şekilde tartışılacak. Bu detay önemli, çünkü bu tarihi adıma halen “çok yakın” diyemiyoruz. 

Avrupa’dan İtirazlar Var

Görüşmeye saatler kalmasına rağmen çok sayıda hükümet çekincelerini dile getirdi. İkna edilmesi için en çok çaba sarf edilen figür Belçika Başbakanı De Wever. Zira Belçika hükümeti karara esastan çok “usulden” karşı çıkıyor. Rusya Merkez Bankasının AB’de bulunan 210 milyar Euroluk rezervinin yaklaşık 185 milyar Eurosu Belçika’da, “Euroclear” adlı finans kuruluşunda yer alıyor. Dolayısıyla Belçika hükümeti, bu karar bir şekilde hukuka aykırı ilan edilirse, ekonomik bedelin üstlerine kalacağından korkuyor. AB bürokratları metni Belçika’nın ikna olabileceği bir forma sokmak için günlerdir pazarlıklara devam ediyor. Diğer, ve bu kez her zamankinden şiddetli itirazlar “olağan şüpheli” devletlerden. Bunların başını başta Macaristan, artan şekilde Slovakya ve Çekya çekiyor. Orban varlıkların dondurulması için 122. Maddenin devreye sokulmasını “Avrupa Komisyonunun hukuka sistemik tecavüzü” olarak değerlendirmişti. Varlıkların Ukrayna’ya kredi olarak verilmesinin ise “Rusya’ya savaş ilanı” olacağını savunuyor. Benzer şekilde, Meloni gibi bazı liderler ve iş dünyasının bazı üst düzey yöneticileri bu radikal kararın, AB’nin finans kurumlarına bir güven krizi oluşturarak, bir Euro krizini tetiklemesinden endişe duyuyor.

Nihai kararın ne olacağını öngörmek zor. Liderler kaynakların kullanımıyla ilgili ne karar verirse versin, “122. Madde” vesilesiyle AB Pandora’nın kutusunu açmış, elini kolunu bağlayan veto gücüne karşı mevcut kurumsal yapısı içinde bir el yükseltme yapmış gözüküyor.

Elindeki veto gücünün sağladığı konfor alanını keyifle istismar eden Orban gibi figürler de karşı hamle yapması olası, onlar da pasifize edilmelerini sessizce izleyecek değil. Aynı şekilde 122. Madde kullanımı halen çok sınırlı ve özellikle Avrupa Parlamentosu, bu mekanizma onları da devreden çıkardığı için, bunun bir norm haline gelmesinden endişe duyuyor.

Peki, önümüzdeki günlerde çok daha sık duyacağımız, 2009 yılında yürürlüğe giren Avrupa Birliği’nin mevcut yapısının kurucu antlaşmasının 122. Maddesi nedir? Daha önce hangi tasarılar için (örneğin Türkiye’nin de dahil olmak istediği “SAFE” mekanizması bunlardan biri) kullanıldı? AB’nin bu maddeye gittikçe daha fazla başvurması ne gibi sonuçlar doğurabilir?

Bu sorular da bir sonraki yazının konusu olacak.

Close

Progresif sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin