Written by 8:36 am Editör, Editöryel, Gündem

Yeni Parti’ye Dair: Otoriter Popülizm Karşısında Halkı Yeniden Tanımlamak – Alper Kara 

Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarın yargı mekanizması eliyle resmi olmasa da fiilen kapatılmasının ardından Yeni Parti’nin kuruluşu da resmiyet kazandı. Yeni Parti’nin tartışmaya başlanmasıyla birlikte, bu partinin siyasal yelpazenin neresinde konumlanması gerektiği geleneksel ve dijital medyanın önemli tartışma başlıklarından biri hâline gelmiş durumda. Bu tartışmalarda en sık tekrarlanan önerilerden biri, Yeni Parti’nin “merkezde” konumlanmasının gerekliliği oldu. 

Bu görüş, herkesin aşina olduğu tarihsel bir benzetme kullanılarak dile getiriliyor: Kurulan yeni parti, Turgut Özal’ın Anavatan Partisi gibi farklı siyasal eğilimleri aynı çatı altında toplamalı, sağdan ve soldan seçmene seslenmeli ve ideolojik sınırlarını mümkün olduğunca geniş tutmalı. Başka bir ifadeyle, kadroları ve söylemiyle pragmatik bir siyasal koalisyon oluşturabilmeli. Anavatan Partisi’ne ilişkin genel kabuller üzerinden tarif edilen bu modelin bazı özelliklerinin Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kuruluş hikâyesinde de bir model teşkil ettiği sıklıkla vurgulanıyor. 

Benzer bir tartışma İYİ Parti kurulurken de yürütülmüştü. Türkiye siyasetinde özellikle merkez sağda önemli bir temsil boşluğu oluştuğu ve bu boşluğu dolduracak yeni bir partinin geniş bir seçmen desteğine ulaşacağı ileri sürülmüştü. Ancak İYİ Parti deneyimi, merkeze yönelme iddiasının tek başına yeni ve kalıcı bir siyasal merkez kurmaya yetmediğini gösterdi.

Diğer yandan, Türkiye siyasal tarihi açısından oldukça farklı ve talihsiz bir dönemin içinden geçtiğimizin altını çizmek gerekir. Türkiye’de, geçmişte de siyasi partiler kapatıldı; mevcut partilerden kopuşlarla yeni partiler de kuruldu. Ancak bu kez farklı olan, hukuken varlığını sürdüren bir partinin seçmen iradesinin ve siyasal temsil kapasitesinin etkisizleştirerek bir kayyıma teslim edilmesi; yeni bir siyasal oluşumun ise klasik bir parti bölünmesinden çok, bu iradeyi koruma ihtiyacından doğması. Bu nedenle Yeni Parti’nin niteliğine dair tartışma yeni bir kadro ya da tabela arayışından öte, temsil hakkının hangi siyasal hat üzerinden yeniden kurulacağı tartışması.

Merkez Bir Konum Değil, Siyasal İnşadır

Öncelikle yeni kurulan partinin yalnızca mevcut Cumhuriyet Halk Partisi seçmenine seslenmesi, kendisini dar bir siyasal kimliğin ya da eski örgüt alışkanlıklarının sınırlarına hapsetmesi elbette doğru olmaz. Yeni Parti’den doğan beklentinin, eski yapının yalnızca başka bir isim altında sürdürülmesi olmadığı açıkça görülüyor. Türkiye’nin, farklı siyasi geleneklerden gelen insanları ortak bir gelecek fikri etrafında birleştirecek geniş bir harekete ihtiyacı var.

Fakat genişlemek ile siyasal merkeze yerleşmek aynı şey mi?

Merkezden kastedilen, yalnızca sağ ile sol arasında bulunan ılımlı bir ideolojik konum olmamalı. Bunun çok daha ötesinde, memleketin ve yurttaşların temel sorunlarını tanımlama, farklı toplumsal talepler arasında bağ kurma ve farklı kesimleri ortak bir gelecek fikri etrafında toplama kapasitesinden söz etmeliyiz.

Merkez, siyasi yelpaze üzerinde önceden belirlenmiş, boş ve tarafsız bir alan değildir. Bir parti kuruluş aşamasında merkeze seslenme ve yeni bir merkez kurma iddiası taşıyabilir. Fakat kendisini merkez parti ilan ederek siyasal merkeze yerleşemez. Farklı toplumsal talepleri ortak bir siyasal hikâyede birleştirdiğinde, bu hikâyeye toplumsal güç kazandırdığında ve memleketin temel meselelerini kendi kavramlarıyla tanımlamaya başladığında yeni merkezi kurar.

Dolayısıyla Yeni Parti’nin kendi siyasi potansiyeline ilişkin çözmesi gereken temel mesele, dört ya da çok daha fazla eğilimden gelen isimleri aynı vitrinde buluşturarak bir merkez görüntüsü sergilemekle sınırlı değil. Asıl cevaplaması gereken soru şu:

Türkiye’yi yirmi yılı aşkın süredir şekillendiren otoriter popülizmin karşısında hangi toplumsal kesimleri, hangi maddi talepler ve nasıl bir demokrasi anlayışı etrafında birleştirecek?

Otoriter Popülizmin Kurduğu Merkez

AKP’nin kendi siyasi ajandasını hayata geçirmekteki başarısını yalnızca Milli Görüş gömleğini çıkararak merkeze yönelmesiyle açıklamak oldukça eksik kalır. AKP, merkeze kadroları ve söylemiyle yaklaşmakla yetinmedi; dünyanın farklı yerlerinde çeşitli örneklerini gördüğümüz bir ikilik siyaseti üzerinden, otoriter-popülist bir siyasal proje inşa etti.

Bugün Post-Kemalizm etrafında sürdürdüğümüz tartışmalardan da aşina olduğumuz bu ikilik, millet ile vesayetçi elitler, toplumun çevresi ile devletin merkezi, yükselmek isteyen kesimler ile eski düzen arasında güçlü bir siyasal karşıtlık kurdu. AKP, merkez sağdan kadro ve seçmen alırken aynı zamanda kendi siyasal merkezini de yarattı.

Elbette bu hikâyenin sadece kültürel bir tarafı yok. Otoriter popülizm, “yerli ve millî halk” ile onun karşısına yerleştirilen düşmanlar arasında bir kimlik sınırı kurarken aynı zamanda bir kaynak dağıtım sistemi de oluşturdu (Esen & Gümüşçü, 2016). Zaman içinde bu halkçı iddia, iktidarın güç biriktirmesiyle birlikte giderek daha otoriter bir yapıya büründü. Halk, çoğul ve değişken bir toplumsal irade olmaktan çıkarılarak iktidarın temsil ettiğini iddia ettiği homojen bir kimliğe indirgendi. İktidara karşı çıkanlar ise millet iradesinin karşısında duran gayrimeşru unsurlar olarak tanımlandı.

Bu siyasal sınır ihtiyaç duyuldukça yeniden üretildi. Vesayetçi elitler, beyaz Türkler, dış güçler, faiz lobileri, gayrimillî unsurlar ve iç düşmanlar aynı anlatının farklı dönemlerde öne çıkarılan parçaları hâline geldi. İktidarın karşısında duran her toplumsal veya siyasal itiraz, meşru bir demokratik talep olmaktan çıkarılarak halka yönelmiş bir tehdidin parçası gibi sunuldu. Tarih, ittifaklar ve düşmanlar defalarca kez yeniden tanımlandı. Otoriter sistemlerin çoğunda olduğu gibi, seçim zaferi zamanla halkın tamamı adına sınırsız biçimde konuşma yetkisi olarak yorumlandı. Devlet ile parti, kamu kaynakları ile iktidar çıkarları, millî irade ile lider iradesi arasındaki sınırlar giderek ortadan kalktı. 

İşin ekonomi politik boyutunda ise kamu ihaleleri, krediler, istihdam olanakları, sosyal destekler, imar kararları ve devletle iş yapabilme kapasitesi giderek siyasi yakınlık ilişkileriyle iç içe geçti (Gürakar, 2016; Esen & Gümüşçü, 2018). Otoriter popülizm, halkı hem kültürel olarak kutuplaştırdı, hem de yurttaşın haklara, kaynaklara ve gündelik sorunlarının çözümüne erişimini iktidarla kurduğu yakınlığa bağlayan bir bağımlılık düzeni üretti.

Dolayısıyla otoriter popülizmin karşısına daha kapsayıcı bir dil koymak yeterli değil. Başka bir yurttaşlık anlayışının, başka bir kaynak dağıtım modelinin ve başka bir siyasal katılım ilişkisinin işaret edilmesi gerekiyor. Yeni Parti açısından çıkarılması gereken ders, AKP’ye benzemek ya da ANAP’ın dört eğilimini yeniden üretmek olmamalı. Siyasal çoğunlukların farklı kimliklerden gelen temsilcilerin aynı yönetim listesine yazılmasıyla yeni bir siyaset inşa edilemez. Asıl ders, dağınık toplumsal taleplerin ortak bir gelecek fikri etrafında birleştirilmesiyle kurulduğu.

Teknokrasi Tuzağı

Otoriter popülizme karşı en sık verilen cevap şu: Kurumlar onarılmalı, liyakatli kadrolar göreve getirilmeli ve toplumsal gerilim azaltılmalı. Ancak bir tek bu hatta yaslanan siyasal projelerin geniş ve kalıcı bir toplumsal çoğunluk kurmakta zorlandığını farklı örnekler üzerinden görebiliyoruz. Siyasi ajandasını bütünüyle kavrayabildiğimizi düşünmesem de Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) de büyük ölçüde teknokratik bir yerden bu hatta sahip çıkmaya çalıştı.

Bunların hiçbirinin gereksiz olduğunu düşünmüyorum. Ancak teknokratik bir yaklaşımın tek başına yeni bir siyasal çoğunluk kurmaya yetmeyeceğinin de altını çizmek gerekiyor. Çünkü Türkiye’de yaşanan kriz yönetim kalitesinin düşmesinden ibaret görülemez. Ülkenin kaynaklarının kimler için kullanılacağı, vergi yükünün kimlerin üzerine bırakılacağı, hangi yatırımların öncelikli sayılacağı ve hukukun kimlere karşı sert, kimler için esnek işleyeceği üzerine gerçek bir güç mücadelesi yaşanıyor. Bu nedenle otoriter popülizmin karşısına yalnızca “doğru uzmanlar bizde” diyen bir merkez siyaseti koymak, demokrasinin içinde bulunduğu temsil krizini çözmez; yurttaşa kendisini bu mücadelenin öznesi olarak görebileceği bir siyasal yön de göstermez.

Yurttaş daha iyi yönetilecek yığınlar kümesinin bir mensubu değiller. Yurttaşlar artık siyasetin öznesi olmayı bekliyorlar. Yeni Parti’nin ideolojisiz ya da yalnızca merkezci bir siyasal yapı olması tartışılırken, sol popülizmin anlamı da tam burada ortaya çıkıyor.

Sol Popülizm: Halk Kim, Karşısındakiler Kim? 

Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda, otoriter popülizmin karşısına konulacak siyasal hattın sol popülizm üzerinden geliştirilmesi gerektiğini görmek mümkün. Sağ popülizmin nasıl işlediğini hepimiz biliyoruz. Halk tanımını daraltıyor, homojenleştiriyor ve karşısındaki kesimleri demokratik mücadele içinde yenilmesi gereken rakipler yerine ortadan kaldırılması gereken düşmanlar olarak tanımlıyor.

Sol popülizm, bu “halk-elit” karşıtlığı kuran daha sert bir söylemle sınırlı değil elbette. İşçiyi, emekliyi, çiftçiyi, küçük esnafı, beyaz yakalıyı, genci, kadını, demokrat muhafazakârı, milliyetçi demokratı ve Kürt demokratı aynı kimlik altında eritmeden; ortak bir demokrasi, adalet ve düzen değişikliği talebinde buluşturma stratejisi (Laclau, 2005; Mouffe, 2018; Madrid, 2008; Anria, 2013). Yani karşısındakinin tersine demokratik kurumları toplumsal talepler lehine derinleştirmeyi amaçlayan bir fikir, bir reform hareketi. Çoğunluk kurmak, halkın içindeki farklılıkları silmek anlamına gelmez; farklılıkların eşit ve adil temsiliyetini garanti eden ortak bir siyasal irade üretmektir.

Demokrasi Krizi ile Geçim Krizi 

Yeni Parti açısından demokrasi mücadelesiyle geçim mücadelesini birleştirmek de önemli. Partinin kuruluşu, seçmen iradesine ve siyasal temsil hakkına yönelik bir müdahalenin sonucunda şekillendi. Ancak müdahale daha geniş bir düzenin parçası olarak açıklanabilir. Halkın yalnızca oyuna değil, emeğine, özgürlüğüne ve geleceğine de el konulmakta.

Oyunun değersizleştirilmesiyle emeğinin değersizleştirilmesi, seçim iradesine müdahaleyle kamusal kaynakların ayrıcalıklı çevrelere aktarılması, hukuksuzlukla yoksulluk aynı siyasal düzenin farklı sonuçları. Demokrasi ile ekonomi arasındaki bu bağ kurulamadığı sürece, hukuk ve rejim tartışmaları geniş toplum kesimleri nezdinde soyut kalmaya devam eder.

Bu kesimlerin hayatları ve talepleri birbirinin aynısı değiller tabii ki. Fakat ortak bir konumları var. Ülkeyi emekleriyle ve üretimleriyle taşıdıkları hâlde ülkenin kaynakları ve kararları üzerinde söz sahibi değiller.

• Çalışıyorlar fakat geçinemiyorlar.

• Üretiyorlar fakat kamu desteğine eşit biçimde erişemiyorlar.

• Vergi ödüyorlar fakat vergilerinin nerede kullanıldığını denetleyemiyorlar.

• Oy veriyorlar fakat siyasi tercihleri yargı ve devlet müdahalesiyle etkisizleştiriliyor.

Yani mevcut statüko içerisinde halkın ne oyu ne de emeği temsil ediliyor.

Bu nedenle demokrasi kriziyle geçim krizi birbirinden ayrı iki sorun olarak görülemez. İkisinin temelinde de yurttaşın kendi hayatına ilişkin kararlardan dışlanması var. Sandıkta karar veremeyen, işyerinde pazarlık edemeyen, kentinde söz sahibi olamayan ve ödediği verginin hesabını soramayan yurttaş aynı düzenin içinde yaşıyorlar.

Yeni Parti’nin kurması gereken siyasal sınır da buradan geçebilir. Bir avuç imtiyazlıya çalışan düzen ile üreten, çalışan, ve geleceğini bu ülkede kurmak isteyen Türkiye halkı arasındaki mücadele.

Türkiye İttifakı: Kimliklerin Toplamından Öteye Geçen Bir Halk Koalisyonu

Özgür Özel’in ve Ekrem İmamoğlu’nun sıklıkla kullandığı “Türkiye İttifakı” kavramı bu bağlamda önemli bir başlangıç noktası sunuyor. Sosyal demokratların, milliyetçi demokratların, muhafazakâr demokratların ve Kürt demokratların yan yana gelmesi yalnızca seçim dönemlerinde oluşturulması planan geçici bir koalisyon olarak görülmemeli. Bu kesimler, ortak bir düzen değişikliği talebinin parçaları hâline getirilmek zorunda. 

Bu ortaklık somut ihtiyaçlar üzerinden siyasal bir içeriğe kavuşturulmalı:

• Emeğinin karşılığını alabilmek,

• Barınabilmek,

• Çocuklarına gelecek bırakabilmek,

• Temiz ve ucuz gıdaya erişebilmek,

• Vergilerinin nereye harcandığını bilmek,

• Hukuk karşısında eşit olabilmek,

Böyle kurulduğunda Türkiye İttifakı, kimliklerin mekanik toplamından veya gevşek bir merkez koalisyonundan çıkarak yeni bir merkezi inşa eden demokratik bir halk koalisyonuna dönüşebilir.

Sol popülizmden anlaşılması gereken de bu: Sosyal demokratların kendi içine kapanması veya toplumun bir kesimine karşı başka bir kesimi seferber etmesi yerine, farklı toplumsal taleplerin demokrasi, eşitlik ve adalet etrafında ortaklaştırılması.

Bu yaklaşım Türkiye siyasetinin ve CHP’nin tarihsel birikimine de yabancı değil aslında. Ecevit’in “düzen değişikliği” söylemi, farklı kültürel kesimleri emek, halkçılık, adalet ve özgürlük etrafında buluşturma arayışının önemli örneklerinden biriydi. Altını tekrar çizerek söylemek gerekiyor elbette. Bugün bu mirası aynen tekrar etmekten ziyade, temel kavramları günümüzün koşullarında yeniden tanımlamak gerekiyor.

Yeni Bir Halk Tanımı, Yeni Bir Örgütlenmeyle Üretilir

Fakat doğru söylem ve program da tek başına yeterli değil. O yüzden yine bu platformda Kemal Büyükyüksel’in “CHP Mikrokozmosundan Çıkmak” yazısındaki temel uyarı burada önem kazanıyor. Siyaset, toplumun ne istediğinden ve nasıl bir hayat talep ettiğinden başlamalı. Yeni Parti eski CHP’nin kadro hesaplarını, kapalı örgüt dilini ve lider sadakatini başka bir tabela altında sürdürürse şu an sahip olduğu potansiyeli yitirmesi oldukça kısa sürecektir. 

Yurttaşların küçük ve somut sorumluluklarla siyasete katılabildiği, yerel sorunlar etrafında örgütlenebildiği, gençlerin, kadınların, çalışanların kendi siyasal kapasitelerini geliştirebildiği bir yapı kurulmalı.  Bu sol popülizmin karakteri de halk adına konuşmaktan öteye geçerek, halkın birlikte konuşabileceği, karar verebileceği ve hareket edebileceği alanları da halk ile birlikte kurmaktır.

Merkez Sonuçtur

Tercih, mevcut siyasal yelpazenin ortasına yerleşmeye çalışan bir parti olmakla Türkiye’nin yeni siyasal merkezini kurmaya talip olmak arasında.

Her seçmene ulaşmak elbette önemli. Fakat bunun yolu siyasi iddiayı çerçevelendirememek, toplumsal çatışmaları gizlemek ya da herkese biraz benzeyen kimliksiz bir parti kurmak olamaz. Farklı toplumsal kesimlere, ayrı ayrı yaşadıkları sorunların ortak nedenlerini ve birlikte değiştirebilecekleri düzeni gösterebilmek gerekiyor.

Otoriter popülizm, kültürel aidiyeti ekonomik bağımlılıkla, halk iradesini lider iradesiyle, sosyal desteği siyasi sadakatle birleştirdi. Buna karşı kurulacak sol popülizm ise sosyal hakları, eşit yurttaşlığı ve siyasal katılımı birleştirebilir. 

Yeni Parti bundan dolayı daha iyi yönetecek makul insanların partisi olmakla yetinmemeli. Ülkenin yükünü taşıdığı hâlde kaynaklar ve kararlar üzerinde söz sahibi olamayan toplumsal çoğunluğu özgür yurttaşlardan oluşan bir halk iradesine dönüştürmeye çalışmalı.

Böyle bir siyaset güç kazandığında merkezde duran seçmene ulaşmakla kalmayarak, Türkiye’nin yeni siyasal merkezini ve iktidarını da kurabilir. 

ALPER KARA

KAYNAKÇA

Anria, S. (2013). Social movements, party organization, and populism: Insights from the Bolivian MAS. Latin American Politics and Society, 55(3), 19–46. https://doi.org/10.1111/j.1548-2456.2013.00201.x

Esen, B., & Gümüşçü, Ş. (2016). Rising competitive authoritarianism in Turkey. Third World Quarterly, 37(9), 1581–1606. https://doi.org/10.1080/01436597.2015.1135732

Esen, B., & Gümüşçü, Ş. (2018). Building a competitive authoritarian regime: State–business relations in the AKP’s Turkey. Journal of Balkan and Near Eastern Studies, 20(4), 349–372. https://doi.org/10.1080/19448953.2018.1385924

Gürakar, E. Ç. (2016). Politics of favoritism in public procurement in Turkey: Reconfigurations of dependency networks in the AKP era. Palgrave Macmillan. https://doi.org/10.1057/978-1-137-59185-2

Laclau, E. (2005). On populist reason. Verso.

Madrid, R. L. (2008). The rise of ethnopopulism in Latin America. World Politics, 60(3), 475–508. https://doi.org/10.1017/S0043887100009060

Mouffe, C. (2018). For a left populism. Verso.

 

Close

Progresif sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin