1945 yılından bu yana devam eden çok partili, rekabetçi sistemimizin sonu anlamına gelen, mutlak butlan yoluyla CHP’nin seçilmiş yönetiminin düşürülmesi olayı, Türk siyasi tarihinde ilk olduğu gibi, dünya siyasetinde bile eşi benzeri zor görülebilecek bir olay. Bu olayın benzerleri, iktidar destekçilerinin mutlak butlan olayını sokmaya çalıştıkları parti içi kavga perspektifinde yorumlanacak şekilde başka ülkelerde de yaşandı. Mesela, Bolivya’da 2005 yılında iktidara gelen Başkan Evo Morales’in Sosyalizme Doğru Hareket (MAS) Partisi, daha geçen sene Morales’çiler ve Arce’ciler (sonraki başkan) olarak ikiye ayrıldı ve Morales’çilerin yeni parti kurmasıyla sonuçlandı. Yine benzer şekilde yakın tarihte, Bulgaristan’daki Türklerin partisi, Hak ve Özgürlükler Hareketi (DPS), kurucu başkan Ahmet Doğan’ın destekçileri ve Bulgar oligarkı Delyan Peevski’nin destekçileri olarak ikiye ayrıldı ve Doğan hizbi yeni parti kurmak zorunda kaldı. Fakat bu olayların ikisi de partilerin iç anlaşmazlıkları nedeniyle gerçekleşti ve Bolivya/Bulgaristan rejimleri bu süreçlerde pek bir rol oynamadı. Bugün CHP’nin başına gelen olay bir iç anlaşmazlık değildir. CHP elitlerinin, örgütünün ve özellikle de tabanının çok büyük, neredeyse tamamına yakın kısmı seçilmiş, meşru CHP yönetimi olan Özel yönetiminin yanındadır. Mutlak butlan kararı CHP’nin başına rejim tarafından kayyum atanması ve iktidarın kontrolü altına girmesi anlamına geliyor. Peki, şimdi ne yapmalı? CHP tarihinde ilk kez kapanmıyor. Daha önce 12 Eylül darbe yönetiminin 1981’de aldığı karar sebebiyle o dönem faaliyette olan tüm partilerle birlikte CHP de kapatılmıştı. Çözüm 1983 yılında Halkçı Parti (HP) ve Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP) isimli iki ayrı parti kurulmasıyla bulundu ve bu iki parti 1985 yılında Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) adı altında birleşti. CHP ancak 1992 yılında tekrar kurulabildi. Özgür Özel 24 Mayıs günü yaptığı açıklamada mutlak butlan kararının CHP’yi kapatmak anlamına geldiğini söyledi ve vatandaşları partinin ‘‘üçüncü açılışına’’ davet etti. Fakat, ertesi gün T24’e verdiği demeçte üçüncü açılışın kurultay sonuçlarının ilan edileceği an gerçekleşeceğini, o ana kadar ‘‘atanmış CHP’’ ve ‘‘seçilmiş CHP’’ olmak üzere iki farklı CHP olacağını açıkladı ve parti içi mücadele sinyali verdi. Madem CHP ikinci kez kapatılmıştır ve bir üçüncü açılış olacaktır, o zaman günümüz şartlarında bunu gerçekleştirmenin yegane yolu yeni bir parti kurmaktır. Bu yazıda Özel ve ekibinin önündeki seçenekleri analiz edeceğim ve yeni parti kurmanın neden en sağlıklı yol olduğunu açıklayacağım.
CHP içinde mücadeleye devam etmenin ne gibi sakıncaları olabilir? Öncelikle şunu hatırlamak lazım: CHP içinde mücadeleye devam etmek, Kılıçdaroğlu’nun Özel yönetimi için de kabul edilebilecek bir zamanda ve nispeten adil koşullarda gerçekleştirilecek bir kurultay yapacağı varsayımını içeriyor. Özel’in ve çeşitli parti kurmaylarının ‘‘en yakın zamanda’’ kurultay talebini Kılıçdaroğlu ‘‘en uygun zamanda’’ olarak revize etti. Buradaki ‘‘uygun’’ zaman partide büyük tasfiyelerin gerçekleşeceği ve Kılıçdaroğlu’nun parti üstündeki hakimiyetinin giderek artacağı bir süreci işaret ediyor. Muhtemeldir ki Kılıçdaroğlu, gündem soğuduktan sonra elitlerden ve örgütlerden kendisinin partiyi çekip çevirebilmesine yetecek bir kısmının (bu kısım partide çoğunluk olmak zorunda değil, %15-20’lik bir kısımla bile bunu becerebilirsiniz) kendi tarafına geçmesini bekliyor. Nitekim Kılıçdaroğlu’yla açık açık işbirliği yapmayan bazı vekiller bile CHP genel merkezinin Kılıçdaroğlu’nun talimatıyla ele geçirildiği utanç verici görüntülerden sonra hala ‘‘uzlaşmacı’’ ve orta yolcu mesajlar verdiler. Bu ciddi bir tehlikedir ve yeni parti kurulmadığı her an CHP içerisindeki bazı kariyerist ve oportünist siyasetçilerin Kılıçdaroğlu tarafına geçme ihtimali artmaktadır. Tüm bu koşullarda yapılacak, zamanı bile belirsiz olan bu kurultay gerçekleşse bile arada geçecek olan bir veya bir buçuk yıllık sürede Özel yönetiminin parti yönetiminden mahrum kalması muhalefetin enerjisini de düşürecektir. Özel yönetimi mutlak butlan kararından önce Türkiye’nin birinci partisi unvanını taşıyordu. Şimdi ise parti içi muhalefet konumundalar. Türkiye’de parti genel başkanlarının ne kadar güçlü olduğu düşünülürse, Kılıçdaroğlu yönetiminin eski yönetimle uğraşmaya devam edeceğini tahmin etmek pek zor değil. Polis baskınından ve Kılıçdaroğlu’nun ilk birkaç gündeki ‘‘icraatinden’’ bunu net şekilde görebiliyoruz. Partinin iletişim kanalları Kılıçdaroğlu’nun eline geçiyor, Özel’in grup başkanlığı bile güvende değil. Bu durumda Özel yönetimi parti içi saldırıları göğüslemeye çalışırken ülkenin asıl gündemlerine yeterince vakit ayıramayacaktır. Şu ana kadar söylediklerim kurultayın bir şekilde yapılacağı senaryolar içindir. İkinci bir ihtimal daha var: kurultayın seçime kadar hiç yapılmaması ihtimali. Nitekim 2016 yılında mahkemeler tarafından engellenen ve Akşener, Özdağ, Oğan ve Aydın’ın partiden ayrılmalarıyla sonuçlanan MHP kurultay sürecinde böyle olmuştu. O dönem Bahçeli MHP liderliği koltuğunu korumak karşılığında Cumhur İttifakı’na katılmıştı. Bugün Kılıçdaroğlu’nun da iktidarla irtibatlı olduğuna dair çeşitli göstergeler var. Kısaca, Özel’in bahsettiği iki ayrı CHP formülü sürdürülebilir değildir ve yeni bir çözüm lazımdır.
Tüm bu problemlerle başa çıkmanın en sağlıklı yolu yeni bir parti kurmak. Özel ellerinde bir ‘‘yedek partinin’’ bulunduğunu, fakat bu tedbiri mutlak butlan için değil, olası bir parti kapatma ihtimaline karşı aldıklarını açıkladı. Şu anda yapılması gereken şey bu yedek partinin isminin ve logosunun değiştirilmesi yoluyla yeni bir parti kurulması. Muharrem İnce’nin Memleket Partisi kapatılmasaydı iyi olabilirdi, çünkü teşkilatlanmasını tamamlamış ve seçime girme yeterliliği olan bir partiydi. İsim ve logo değişikliği yapılması yeterdi. Ancak yine de Özel’in elinde yedek bir parti olduğu bilgisine sahibiz. Bu önemli bir şey. Fakat, yeni parti kurulduğu zaman ödenecek bedeller de var elbette. Bunları üç kategoriye ayırabiliriz: (1) parti markası, (2) örgüt kapasitesi, (3) finansman. Parti markası konusu, ilginçtir, CHP’lilerin çok önem verdiği fakat o kadar da önemli olmayan bir konu. CHP’liler ‘‘baba ocağını’’ terk etmekten korkuyor olabilir ama şüphesiz ki çok partili, rekabetçi sistemimizin korunması ‘‘baba ocağının’’ korunmasından çok daha hayatidir. Özel yönetimi şu anda elindeki ahlaki üstünlükle ve medya gücüyle bu yeni partiyi tanıtabilir ve seçmeninin çoğunun bu partiyi desteklemesini sağlayabilir. CHP seçmeninin çok büyük çoğunluğu sırf altı ok logosunu taşıdığı için Erdoğan iktidarının devamına ve Türk çok partili hayatının çöküşüne destek olan bir kayyumu desteklemeyecektir. Dolayısıyla, parti markasını bir sorun olarak görmüyorum. İkinci mesele, örgüt kapasitesi, biraz daha çetrefilli bir konu. Hepimiz biliyoruz ki siyaset örgütlerle yapılan bir şey ve adaylarınız için kapı kapı gezecek, sokaklarda bayrak asacak gönüllüleriniz olmadığı zaman kazanma şansınız pek fazla değil. CHP halihazırda bu örgüt kapasitesine sahip. Yapılacak tek şey insanları yeni partinin bir mecburiyet olduğuna ve iktidarı getirecek tek seçeneğin bu seçenek olduğuna inandırmak. Şüphesiz ki, Kılıçdaroğlu’nun başında bulunduğu veya Kılıçdaroğlu destekçilerinin önemli makamlarda bulunmaya devam ettiği bir CHP iktidar adayı değildir. Mutlak butlan kararı bu sebeple çıkarılmıştır. Dolayısıyla, örgütün bu yeni ‘‘davaya’’ inanması için yeterli göstergeler var. 15 Temmuz sonrası OHAL rejimi altında kurulan İYİ Parti bile sadece dokuz ayda %10 oy almayı başarabildi. Kaldı ki, İYİ Parti kurulmadan önce MHP’nin gerçek anlamda bölündüğü söylenebilirdi. Hem örgütte hem de tabanda Bahçeli’nin hatrı sayılır sayıda destekçisi vardı. Bugün CHP’de bu bölünme durumu bile pek söz konusu değil, parti hemen hemen her kademesiyle Özel’in arkasında duruyor. Bu yüzden, örgüt kapasitesi de çözülmeyecek bir sorun değil. Bu başlıktaki tek sorun, yeni kurulacak partinin bir sonraki seçimde sandık kurullarında üye bulunduramaması olabilir. Ancak son seçimlerde gördük ki bu sorun büyükşehirlerde gönüllü müşahit ağları sayesinde çok büyük bir sorun değil. Kırsalda da üye bulundurma hakkı bulunan diğer muhalif partilerle (İYİ Parti, belki DEM Parti) çeşitli anlaşmalar yapılabilir.
Üçüncü mesele, finansman meselesi, çözülmesi en zor konu. Siyaset pahalı bir şey. Bir genel merkez işletmek, mitingler yapmak, reklamlar vermek, hepsi çok pahalı. Yeni parti hazine yardımından da mahrum olacağı için finansal olarak sıkıntı çekebilir. Fakat, elimizde örnekler var: CHP 1980’de kapatıldıktan sonra eski CHP’lilerin kurduğu SODEP hazine yardımından mahrum bir partiydi. 1983 genel seçimlerine girmesi darbe yönetimince yasaklanmıştı, sadece HP’nin seçime girmesine izin verilmişti. Fakat, sadece beş ay sonra yapılan yerel seçimlerde SODEP %24 oy alarak eski CHP tabanının asıl partisi haline geldi. HP’nin oyu ise %8’de kaldı. Bu dönemde SODEP’i kim finanse etmiştir? Muhtemeldir ki yerel örgütler o bölgenin siyasetinde etkili olan, 1980 öncesi CHP çatısı altında siyaset yapan ve finansal güç sahibi kişilerle idare ediliyordu. Bir partiye seçmenin ilgi gösterdiği ve o parti fikrinin ‘‘satın alındığı’’ anlaşılırsa o oluşuma ‘‘yatırım’’ yapmak isteyen kişilerin sayısı artacaktır. Bugünün 1980’lere kıyasla başka avantajları da var. Teknoloji çok ilerledi. Bağış kampanyalarıyla vatandaşlar yeni kurulacak partiye destek olabilirler, olacaklardır da. ABD’de 2016 ve 2020 seçimlerinde Demokrat Parti’den başkan aday adayı olan Bernie Sanders iki kampanyasını da büyük ölçüde destekçilerinden aldığı bağışlarla yürüttü. Kaldı ki, ABD siyaseti Türk siyasetine kıyasla çok daha büyük paraların döndüğü (süper-PAC’ler) ve lobilerin etkili olduğu bir ortamdır. Bu koşullarda bile Bernie Sanders bu yöntemlerle son derece başarılı ve rekabetçi kampanyalar yürütebilmiştir. Türkiye bağlamında konuşacak olursak, İYİ Parti, Yeniden Refah, hatta Anahtar Parti gibi partilerin sıfırdan kurulup Türkiye siyasetinde yer edinebildiği bir ortamda birinci parti olmaya aday bir partinin finansmanı da çözülemeyecek bir sorun değildir.
Özetle, Özgür Özel’in bahsettiği ‘‘atanmış CHP’’ ve ‘‘seçilmiş CHP’’ ayrımı sürdürülebilir bir ayrım değildir. Sürdürülse bile bu yolda ödenecek bedeller yeni parti kurulduğu zaman ödenecek bedellerden çok daha fazladır. Seçimlerde başarı ihtimali açısından da bu böyledir. Şu anda parti içi mücadelenin sonunda bir umut ışığı görünmüyor. Ama yeni partide bu umut olacaktır. Bazı CHP’lilerin, özellikle de elitlerin, yeni parti fikrine hiç sıcak bakmadığını görüyorum. Bu kesime göre öneri, mutlak butlan sebebiyle oluşan üzüntü ve heyecandan kaynaklanan, teknik detayları düşünülmemiş bir çıkıştan ibaret. Siyasi gündem yoğun olduğunda sosyal medyada heyecanla yapılmış, önü ardı iyi düşünülmemiş önerileri sıklıkla görüyoruz. Ancak bu yazıda da anlatmaya çalıştığım üzere, yeni parti önerisi böyle bir öneri değil; bu bir zorunluluk. Kılıçdaroğlu’nun tavrı gösteriyor ki, Özel yönetimi eninde sonunda yeni parti kurmaya mecbur kalabilir. Bu ihtimali şimdiden tespit etmek, gerekli hazırlıkları yapmak ve geç kalmamak gerekir. Seksen yıllık çok partili, rekabetçi sistemimizi korumanın en verimli ve sağlıklı yolu budur.
Diğer Yazılar:
Post-Kolonyal Eleştiri İktidarın Otoriterleşme Projesine Nasıl Eklemlendi? – Kemal Büyükyüksel
Biz Nasıl Barışacağız? – İlker Aytürk
Paternalizm, Pragmatizm ve Büyük Kopuş: Kürt Siyaseti – Burak Yıldırım
Kamusal Haklardan Güvencesiz Emek Rejimine: “Joker Eleman”a Dönüştürülen Gençlik – Av. Sevgi Kılıç