Written by 10:01 pm Editör, Gündem

Biz Nasıl Barışacağız? – İlker Aytürk

Türkiye’yi ve cumhuriyeti seviyorum. Herkes sevmiyor. Türkiye’yi yanlış bir birim olarak görenler var. Yanlış ülke, yanlış rejim, yanlış sınırlar, yanlış cumhuriyet diyenler: Kariyerimin ikinci yarısı onları çalışmakla geçti. 

Bugün geldiğimiz noktada, meselenin artık demokrasi eksikliğine indirgenemeyecek kadar   derinleştiğine tanık oluyoruz. Önümüzde bir cumhuriyet riski var. Bu yönüyle Türkiye gittikçe (ve maalesef) 1860’lar Amerika’sını yahut 1890’lar Fransa’sını andırmaya başladı. Bir tarafta cumhuriyet kalmak isteyenler, diğer tarafta ise cumhuriyetten bilerek ya da farkında olmadan vazgeçenler arasında bir mücadele sürüyor.  Aslında birbirlerine çok benzeyen milyonlarca insanın siyasileşmiş gerekçelerle düşman kamplara bölündüğü ve birbirlerine değmeden yaşamaya çalıştıkları bir ülke. ABD’de bu ayrışma bir iç savaşa dönüştü ve dört yıl süren dünyanın ilk endüstriyel savaşında yaklaşık 700.000 Amerikalı hayatını kaybetti. Fransa’da 1789’da başlayan devrim, önce cumhuriyete, sonra krallığa, sonra tekrar cumhuriyete, sonra tekrar krallığa, sonra tekrar cumhuriyete, sonra başka cumhuriyetlere dönüştü. Araba defalarca devrildi. 1890’lara gelindiğinde artık tek bir Fransa yerine “Les Deux France”, yani İki Fransa’dan bahsetmek adet olmuştu. Bir tarafta monarşist ve dindar muhafazakârlar, diğer tarafta laik cumhuriyetçiler. Amerikalıların da Fransızların da barışması hiç kolay olmadı, on yıllar sürdü ve, galiba, hâlâ geçmişin izleri silinmedi.

Türkiye’nin bu iki örnekle benzerlikleri var ama farklılıklarımız çok şükür ki daha fazla. Yani çok ama çok daha iyi durumdayız. Bu benim içimi rahatlatıyor. Ama gene de büyük soru önümüzde duruyor. O gün geldiğinde, eşitliğin, özgürlüğün ve demokrasinin geri döndüğü o gün biz nasıl barışacağız? Bu soruyu bir gün gerçekten sormak zorunda kalacağız. Şimdiden hazırlanmak, üzerine kafa yormak lazım.

Geçmişten ve diğer örneklerden çıkarılacak dersler var. Hiç şüphe yok, büyüyen ekonomi ve refah işi çok kolaylaştırıyor. İktisat kadar önemli bir başka faktör ise ortak bir dış düşmanın iç düşmanlıkları unutturması. ABD de Fransa da iki dünya savaşı yaşadı. Tennessee’li ile New York’lu, Dreyfusard ile Katolik monarşist aynı sipere girip ortak düşmanlarına karşı birlikte savaşıp öldüler. Savaşlar yeni bir semboller ve değerler dünyası üretti ve iç düşmanları birbirine yapıştırdı. Bunlar aklıma geliveren iki faktör, eminim ülke uzmanları başka faktörler de bulup çıkarabilirler.

Soruya geri dönelim, biz nasıl barışacağız? Herkes kendi zaviyesinden düşünsün. Ben kendi bildiğim, işe yarayacağım yerden cevap vereyim. Birbirimize niçin düşman oluyoruz? Çünkü, diğer faktörlerin yanında bir de bizi bölüp parçalayan, düşman eden tarih anlatılarımız var. Kimliğimizi oluşturan faktörler içinde geçmiş algımız en önemlilerden biri. Tabii hiçbir birey geçmişi bir bütün olarak kavrayamaz. Geçmişi anlamlandırmak için kullandığımız kalıplar, tarihi gerçekliği eğip büküp içine sıkıştırdığımız şablonlar bunlar. Ve bu kalıpları, şablonları üreten tarihçilik ekolleri bizim büyük problemimiz. Yani hiç bıkmadan ezme, ezilme, mazlumluk anlatıları üreten tarihçilik. Barışmamızı biraz da bu engelliyor.

Progresif’e katılmak için davet edildiğimde bu nedenle kabul ettim. Evet tarihçilik yapmaktan büyük zevk alıyorum ama zevk için yaparken bir yandan da benim bireysel zevkimin ötesine geçip kamu yararına hizmet etmek istiyorum. Hangi siyasi görüşten olursak olalım, yenmeye değil iyileşmeye ihtiyacımız var. Hizmet etmek istediğim kamusal perspektif tam olarak da bu: İyileşme ve iyileştirme perspektifi. Tarihçilerin bu alanda büyük katkı yapabileceğine inanıyorum. Düşman etmeyi amaçlayan anlatılar yerine daha soğukkanlı, olgularla daha barışık, paradigmalardan daha az etkilenen yeni bir tarihçilik ekolünü kurmak bence bizim kuşağın görevi. Fırsat düştükçe Progresif’in sunduğu platform üzerinden bunu yapmaya çalışacağım.         

Close

Progresif sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin