Written by 9:12 am 2.Dosya

Yankıların Ötesinde: Sosyal Medya, Yapay Zekâ ve Umut – Ozancan Özdemir

21. yüzyılın başından itibaren yaşanan teknolojik dönüşüm, pek çok alanda olduğu gibi siyasette ve siyasetin yapılış biçiminde de köklü değişimlere yol açtı. 2000’li yılların ortalarında hayatımıza giren, ancak asıl popülaritesini 2000’li yılların sonunda Facebook ve eski adıyla Twitter (şimdi X) gibi mecralar sayesinde kazanan sosyal medya platformları, bu değişimin lokomotifi oldu desek pek yanılmış olmayız.

Bu platformların dönüştürücü etkisinin altında çok temel bir sebep yatıyor. Sosyal medya uygulamalarından önce siyasiler, tanıtımı haftalar süren fakat etki alanı sınırlı mitingler ya da günün sadece belirli zamanlarında gösterilen, süresi birkaç dakika ile kısıtlı televizyon veya gazete reklamları gibi geleneksel yöntemlerle seçmenlere ulaşabiliyordu. Fakat önce internetin, ardından akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla, sosyal medya platformlarının tıpkı bir virüs gibi hızla yayılan doğası sayesinde siyasetçiler, artık çok daha kısa sürede milyonlarca hatta milyarlarca kişiye günün 24 saati ulaşma imkânına sahip oldular. Üstelik bu sayı her yıl artmaya devam ediyor. Örneğin 2015 yılında dünya genelinde yaklaşık 2 milyar sosyal medya kullanıcısı varken, Ekim 2025 itibarıyla bu sayı 5,6 milyara ulaştı.

Sosyal medyanın siyasetteki rolü evrimsel bir süreçten geçerek farklı dönemlerde farklı biçimlerde hissedildi ve hissedilmeye de devam ediyor. İlk olarak bloglar aracılığıyla bağış toplama ve gönüllü organizasyonu gibi amaçlarla kendini gösteren, “keşif dönemi” olarak adlandırılabilecek evrenin en iyi örneklerinden biri, 2004 yılında Vermont eski valisi Howard Dean’in ABD başkanlık ön seçimlerinde seçmenleriyle buluşmak için kullandığı stratejiydi.

Sosyal medyayı siyasette kurumsallaştıran ve merkeze taşıyan dönem ise 2008 ABD Başkanlık seçimlerinde Barack Obama’nın kullandığı veri analizine dayalı stratejiyle başladı. Obama’nın genç seçmene ulaşmak için kullandığı sosyal medya platformları sayesinde siyaset dünyası, sosyal medya üzerinden hedef kitle belirleme ve hedef kitlenin algısını ölçme gerçeğiyle tanıştı. 2010’lu yılların başlarında ise sosyal medya evriminde üçüncü aşamaya geçildi ve platformlar, kitlesel gösteri ve protestolarda bir organizasyon aracı olarak kullanılmaya başlandı. Bu dönemde sosyal medyanın siyasetteki rolü, bireyselliği ve aktif katılımı teşvik eden bir araç olmasıyla öne çıktı.

2013 yılına gelindiğinde, sosyal medyanın siyasetteki evrimsel sürecinde son ve güncel dönem başladı: algoritmik siyaset ve dezenformasyon çağı. Bu dönemi önceki dönemlerden ayıran şey, kendi içinde de evrim geçirerek giderek daha “karmaşık” bir hâl almasıydı. 2008’de Obama’nın kampanyasında kullanılan veri analizi teknikleri zamanla gelişti ve platformlar, kullanıcılara özel içerikler üretme imkânı sundu. Böylece Facebook ve Twitter gibi mecralar, algoritmaları sayesinde kullanıcılarına yalnızca ilgi duydukları içerikleri göstermeye başladı. Kullanıcıların siyaseten farklı görüşteki kişilerle teması azaldı; çoğunlukla kendi düşüncelerine yakın ve hoşlarına gidecek politik içeriklerle etkileşime girdiler. Bu durum, seçmenleri yapay bir balonun içine hapsetti ve günümüzde de devam eden “yankı odaları” olgusunu yarattı. Bu dönemde kullanıcılar yalnızca yankı odalarına sıkışmakla kalmadı, aynı zamanda dezenformasyon, yani yalan ve yanlış bilgilere de maruz kaldı; bireysel içeriklerle oy verme davranışları manipüle edilmeye çalışıldı. 2016’daki Cambridge Analytica skandalı, algoritmik siyasetin etkilerinin ne kadar dramatik sonuçlar doğurabileceğini açıkça gösterdi.

Evde, işte ya da okulda elimizden düşmeyen telefonlar, dikkat süresinin giderek azalmasına ve buna paralel olarak yeni sosyal medya platformlarının ortaya çıkmasına yol açtı. Bu dönüşüm, siyaset yapma biçimini de köklü şekilde değiştirdi. 2019’da TikTok’un yükselişiyle birlikte, sosyal medyada uzun metinlerin yerini kısa videolar ve görseller aldı. Aynı dönemde, “deepfake” olarak adlandırılan sahte görüntü ve ses teknolojileriyle üretilen içerikler hayatımıza girdi.

Tam bu sırada teknolojinin bir başka “devrimi” olan yapay zekâ, sosyal medyanın etkisini bambaşka bir boyuta taşıdı. 2010’lu yılların başında yaşanan veri devrimi ve artan hesaplama gücü, yalnızca sayısal verileri değil, metin ve görselleri de işleyebilen algoritmaların gelişimini mümkün kıldı. Bu algoritmalar artık uzun metinleri özetleyebiliyor, duygu analizi yapabiliyor ve hem metin hem de görsel üretebiliyordu. “Üretken yapay zekâ” olarak adlandırılan bu teknolojiler, Kasım 2022’de ChatGPT isimli büyük dil modelinin geniş kitlelerin erişimine açılmasıyla hızla yaygınlaştı.

Büyük dil modelleri ile birlikte metin-görsel ve metin-resim tabanlı yapay zekâ araçlarının kalitesi arttı; bu da sosyal medyada üretilen dezenformasyonun hem niteliğini hem de yayılım hızını büyük ölçüde yükseltti. Geleneksel yankı odaları “üretken” yankı odalarına dönüştü, artık manipülasyon içeriğin bir parçası değil, bizzat içeriğin kendisi hâline geldi.

Ayrıca, 2022’de Twitter’ın Elon Musk tarafından satın alınması da bu süreçte belirleyici bir dönüm noktası oldu. X platformunun algoritması üzerinden Musk, ABD ve Almanya seçimlerinde sağ görüşü destekleyen içeriklerin daha fazla öne çıkarılmasını sağladı. Bu politikalara tepki gösteren bazı kullanıcılar, Twitter’ın kurucusu Jack Dorsey’in sahip olduğu BlueSky platformuna geçti. Ancak 2024 ABD başkanlık seçimlerinde bu platformda da kullanıcıların politik olarak kutuplaştığı görüldü. Bu gelişme, sosyal medya platformlarının siyasi yönelimleri etkileyebilme gücünü açıkça ortaya koydu  ve bu etki günümüzde de devam ediyor.

Bu uzun paragraf serisi aslında bizlere bir gerçeği özetliyor: İçinde bulunduğumuz algoritmik siyaset ve dezenformasyon çağı, sosyal medyayı bir tür “dijital kahvehaneye” dönüştürdü. Kullanıcılar yankı odalarına hapsoldu; ayırt edilmesi güç, yalan ve yanlış içeriklerle etkileşime giriyorlar.  Dünyadaki pek çok ülkenin iktidar yapısı da seçim süreçlerinde sosyal medyanın bu karakterini kendi lehine kullanıyor. Yapay zekânın gelişmesiyle birlikte bu kullanımın hızı ve ciddiyeti giderek artıyor. Üstelik bugünün dijital dünyasında kullanıcılar bir haber dalgasından diğerine savruluyor. Bu “gündem yükü”, bireylerin hem psikolojik hem de politik olarak tükenmiş hissetmesine neden oluyor.

İşte tüm bu gelişmeler bizleri evrensel bir soruya getiriyor.  Bir dönem umutla dolu, fikirlerin çarpıştığı ve kolektif bilincin yeşerdiği bir alan olan sosyal medya, bugün hâlâ nefes alınabilecek bir yer mi? Zamanla giderek “toksik” bir atmosfere dönüşen bu dijital evrende, algoritmaların yönettiği gündemler gerçekten insan davranışlarını belirliyor mu? 2023’te MIT tarafından yapılan bir araştırma, mikro hedeflemenin sanıldığı kadar güçlü bir araç olmadığını gösteriyor. Yani etkisi var ama sınırsız değil; ölçüsü, bağlamına ve kullanıcıların farkındalığına bağlı.

Yani sosyal medyanın hikâyesi tamamen karanlık değil. Gürültünün arasında hâlâ anlam arayan, dayanışma kuran, söz söylemeye çalışan insanlar var. Bazı sosyal medya platformları bu “toksikleşme” haline karşı önlemler almaya başladı; şeffaflık, doğrulama ve kullanıcı güvenliği üzerine yeni adımlar atılıyor. Fakat gerçek değişim, bu adımları talep eden, daha sağlıklı bir dijital kültür isteyen kullanıcıların artmasıyla mümkün olacak.

Ve belki de ironik bir biçimde, sosyal medyayı bu noktaya getiren yapay zekâ, onu yeniden dengeye kavuşturmanın yolunu da açabilir. Aynı teknolojiler; manipülasyonu azaltan, yanlış bilgiyi ayıklayan araçlara dönüşebilir. Eğer kullanıcılar bilinçli, şirketler sorumlu, algoritmalar ise denetlenebilir hale gelirse; sosyal medya yalnızca yankı odalarının değil, yeniden düşünmenin, tartışmanın ve öğrenmenin alanı olabilir.

Yankıların ötesinde hâlâ umut var, yeter ki o sesi duyacak kadar sessizleşmeyi öğrenelim.

Referanslar 

S. Kemp, “Digital 2025: the state of social media in 2025 — DataReportal – Global Digital Insights,” DataReportal – Global Digital Insights, Jun. 30, 2025. https://datareportal.com/reports/digital-2025-sub-section-state-of-social 

“Study: Microtargeting works, just not the way people think,” MIT News | Massachusetts Institute of Technology, Jun. 21, 2023. https://news.mit.edu/2023/study-microtargeting-politics-tailored-ads-0621?ref=fayn.press

 

Close

Progresif sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin