Demokrasiyi her ne kadar serbest ve adil seçimler, basın özgürlükleri ve insan hakları üzerinden tanımlasak da siyasi sistemleri çıktıları üzerinden de değerlendirmek gerek. Demokrasinin Türkiye’de ve dünyada neden krizde olduğunu elbette inceleriz. Ancak şimdi demokrasi için mücadele etmenin neden gerektiğini konuşmalı. Siyaset bilimciler, Türkiye’de demokratik kurumların gerilediğini, hukuk devletinin sona erdiğini, basın özgürlüğünün rafa kalktığını, insan haklarının erozyona uğradığını uzun süredir kamuoyuna anlatmaya çalışıyorlar. AKP iktidarının birbiri ardı sıra attığı adımlar sayesinde demokratik gerilemenin boyutunun toplum farkında. Özellikle 19 Mart’ta başlayan süreçte vatandaşlar seçme seçilme hakkının da tehdit altında olduğunu kavramış bulunuyorlar.
Ancak mesele sadece seçme ve seçilme hakkının kısıtlanmasından ibaret değil. Aynı zamanda siyasi sistemlerin vatandaşların günlük hayatlarına etkisini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Siyasi rejimlerin günlük hayatımıza etkisi demokrasi için mücadele etmemiz için en önemli sebep. Siyasi sistemlerle günlük hayatımızın kalitesi arasındaki nedensellik bağını kurmak zorundayız. Bu bağı kuramadığımız takdirde demokratik rejimden uzaklaştıkça ödediğimiz bedellerin farkına varamayacağımız gibi aynı zamanda demokrasi için mücadele etmenın gerekliliğini de anlamayacağız.
Demokratik rejimlerle otoriter rejimlerin arasındaki en önemli fark, demokratik rejimlerin hesap vermek zorunda olması. Elbette demokratik rejimlerde de iktidarlar hata yaparlar, kötü yönetebilirler ve yanlış politikalarla insanların hayatını olumsuz etkileyebilirler. Ancak yaptıkları hataların karşılığında oylarını kaybeder ve iktidardan indirilirler. Otoriter rejimler ise hiçbir şart ve koşulda vatandaşlara hesap vermezler. Özellikle Türkiye’de seçme ve seçme seçilme hakkının tehdit altında olduğu bu dönemde, esasında iktidardan herhangi bir şekilde hesap sorma ihtimali de tehlikeye düşmüş oluyor.
Peki Hesap vermeyen otoriter rejimler hayatımızdan ne götürüyor?
Elbette en önemlisi iyi yönetim, kaliteli kamu hizmeti. Bunun en önemli koşulu ise liyakat. Otoriter rejimlerde lidere bağlılık her şeyin üzerinde olduğu için kamu hizmetindeki tüm kadrolar işinin ehli olanlarla değil rejime sadık olanlarla dolduruluyor. Kamu personeli alımlarında mülakat sisteminin kullanılmasının en önemli nedeni bu. Böylece otoriter rejimlerde alacağınız hizmetler, demokratik rejimlerin liyakat usulüne göre çok daha kalitesiz, çok daha pahalı olacak. Sonuçta kamu harcamalarının sonu gelmeyecek, vergi yükünüz günden güne artacak, devlet vatandaş için değil vatandaş devleti için çalışacak.
Çocuğunuzu gönderdiğiniz okullarda sabun olmayacak. O okullarda kaliteli eğitim verebilecek öğretmenler atanmak için senelerce bekleyecek ve aldıkları eğitimle bambaşka işler yapmak zorunda kalacaklar. Devlet hastanelerinde randevularınız aylar sonrasına verilecek, sıra size geldiğinde doktoru ancak beş dakika görebileceksiniz. Hekimseniz her gün yüzlerce hasta görmeniz istenecek. Maddi durumunuz yeterli ise tonla vergi verdiğiniz halde çocuğunuzu özel okula gönderecek, sağlık hizmeti almak için özel hastanelere gideceksiniz.
Türkiye’de vatandaşların vergi yükü belki de pek çok demokratik ülkeye göre daha ağır. Daha da önemlisi vergilerin çok büyük bir kısmı orta ve dar gelirli kişiler tarafından ödeniyor. Sonuçta bağımsız olması gereken denetleme kurumlarının rejimin güdümünde olduğu bir noktada hükümetin harcamalarının dürüst ve verimli olduğunu bilmek mümkün olmadığı gibi otoriter bir rejimde vergi adaletini sağlayabilecek bir mekanizmayı oluşturmak da mümkün olmayacak.
Sermaye sahibi iseniz ve iktidar ile yakın değilseniz ihaleleri kaybedecek, düşük faizli kredi alamayacak, vergi borçlarınız affedilmeyecek, kamunun dağıttığı kaynaklardan faydalanamayacaksınız. İş hayatında herhangi bir anlaşmazlık yaşadığınız takdirde gittiğiniz mahkemelerde yargıçlara ve savcılara güvenemeyeceksiniz. Siz iktidara yakın değilseniz iktidara yakın olanlara karşı kazanma ihtimaliniz de düşük olacak.
Diyelim ki çocuğunuzu özel okula gönderiyorsunuz, özel sektörde çalışıyorsunuz ve yeteri kadar kazanıyorsunuz. Kamu otoritesiyle olan ilişkiniz kısıtlı. Bir kış tatilinde çocuklarınızla beraber tatile gideceksiniz ve o tatilde kaldığınız otelde yangın çıkacak. Denetlenmemiş bir otelde alınması gereken önlemlerin hiçbiri alınmadığı için onlarca insan can verecek. Veyahut yağmur yağarken karşıdan karşıya geçtiğiniz esnada bir su birikintisine basıp elektrik akımına kapılıp öleceksiniz. Ya da işten çıkıp evinize dönerken afla cezaevinden çıkmış bir suçlu tarafından ya da çocuk çeteleri tarafından katledileceksiniz. Kadınsanız cezalar asla caydırıcı olmadığı ve iktidar kadının yaşam hakkına değer vermediği için eski kocanız ya da sevgiliniz tarafından öldürüleceksiniz. Veya trenle yolculuk yaparken tren raylardan çıkacak ve en sevdiklerinizi yitireceksiniz. Evinizde huzur içinde uyurken şiddetli bir deprem denetimsiz ve çarpık yapılmış binanızı yıkacak. Kamu görevlileri zamanında gelmeyecek, iktidar tüm imkanları seferber etmek yerine imajını kurtarmak için sosyal medyayı kısıtlayacak. Hiçbir kamu görevlisi istifa etmeyecek. Sorumlular yargılanmayacak. Hiç kimse siyasi sorumluluk almayacak. Ve siz de hiç kimseyi siyaseten sorumlu tutamayacaksınız.
Sokaklarda, pazarda, otellerde ve hatta evinizde kendinizi güvende hissedemeyeceksiniz. İktidar kadrolarının liyakatsizliği yolsuzluğu ve beceriksizliği nedeniyle olan kazalardan, işlenen suçlardan da çoğunlukla haberiniz olmayacak. Çünkü basın özgürlüğü artık ayaklar altında.
Tüm bunlarla ilgili sesinizi çıkarmaya kalkarsanız, sosyal medyada bir cümle yazarsanız veyahut bir yerde bir şey söylerseniz, başınıza ne geleceğini de bilmiyorsunuz. Çünkü artık bir otoriter rejimde yaşıyorsunuz. Otoriter rejimde herhangi bir şekilde hayatınızda değişmesini istediğiniz şeyleri dillendirenin de bedeli olacak. Demokratik rejimlerde olsa ertesi sabah evinizde gözaltına alınma korkunuz olmadan sesinizi istediğiniz kadar çıkarabilecek, hükümeti istifaya davet edebilecek, gösterilere katılabileceksiniz.
Kısacası otoriter rejimde hiç kimse ben siyasetle ilgilenmiyorum, bana bir şey olmaz diye düşünmemeli. Çünkü siz otoriter rejimle ilişkilenmeseniz bile, otoriter rejim sizi mutlaka bulacak. İşte bu yüzden ne olursa olsun bir parti ya da aday için değil, herkesin kendi yaşam kalitesi ve tüm sevdikleri için demokrasi için mücadele etmesi gerekiyor.



