On yıl sonranın Türkiye’si nasıl bir yer olacak? Geçtiğimiz gün, bir siyasi partinin çeşitli akademisyenlere gelecek on yıla dair öngörülerini sorduğunu duydum. Ben de bir anlığına dikkatimi şu güncel gündemin kaosundan, güncel taarruzun şiddetinden, güncel tablonun karanlığından geleceğe çevirmeye çalıştım. Çeviremedim. Sanki gelecek yokmuş gibi, sanki 2026’dan sonrasına dair hiçbir şey görülemiyormuş gibi bir his kapladı içimi. Sanki sis içindeyiz, ne yöne gittiğimizi bilmiyoruz, rüzgar şiddetli, dalgalar yüksek, dümen kırık…
Oysa gelecek var. Velev ki sis olsun ve fırtına vursun ve gemimizin yelken direği kırılsın. İster batalım hatta! Bizim nesil tükensin de sonrakiler gelsin, yine gelecek var. Türkiye var, Türkler var. Geleceğin var olduğu bilgisi ne olumlu ne olumsuz, sadece soğuk, somut gerçeklik. Kıyamet kopmadıkça gelecek var. İçini ister yeisle dolduralım ister umutla.
Temel mesele de bu ya aslında, bir gelecek var ve bu geleceğin Türkiye’si nasıl bir yer olacak. Bir gelecek hayali kurabilmek, bir ülke tasarlayabilmek, bir toplum düşünebilmek… Siyasetin temeli bu olmalıydı. Ülkenin geleceğine dair hayallerimizden yola çıkan düşünceler, arayışlar, planlar, çözümler. Ama en başta bir gelecek hayali, bir dünya ideali, bir umut, bir vizyon. Üstümüze boca edilen sis, içimizde beliren yeis bizi bu hayalden alıkoymaya teşebbüs ettikçe hatırlamamız gereken mesele bu. Geleceği hayal etmek vazifesi, vazife de değil gerçi, en temel varoluş göstergesi.
Türkiye siyaseti belki Abdülhamit devrinden beri yaşamadığı bir süreçten geçiyor. Gelecekte siyasete dair yazıp konuşabileceğimiz ortamlar olacak mı yoksa Paris’ten gazete mi çıkaracağız bilmiyoruz. Seçimli bir demokrasinin en şeklî vaziyetini dahi muhafaza edip edemeyeceğimizden şüpheliyiz. İktidar cephesinde Türkiye’nin geleceği için yarışan projelerden biri Azerbaycan’dan öteki Rusya’dan feyz alıyor. Muhalefetin yokluğunda büyük oranda ortaklaşsa da totaliterliğin yapısının kurumsal mı aileye dayalı mı olduğu noktasında ayrışan bu gelecek hayallerinden birini seçip seçmemek tercihinde bulunmak dahi istemeyen biz diğer muhalifler, bir yandan geleceğe dair kendi sözümüzü ararken diğer yandan bunca yıldır hiçbir zaman siyaset sahnesinde temsil edilmediğimizi de en ağır bir hayal kırıklığıyla fark ediyoruz. Bu hayal kırıklığının travması anlık öfke patlamaları ve güvensizlikle bizi kurumsal siyasetin her türlüsünden uzaklaştıran histerik reflekslerde kendini gösteriyor. Oysaki geleceğe dair bir sözümüz olacaksa kendi temsilimizi kendimiz yaratmak da yine bizim üzerimize düşen bir sorumluluk.
Bu siyasi temsili nasıl yapsak da yaratsak diye düşünürken yaşımız ilerliyor, hayat gailesi içinde kirasını ve faturalarını ödemek için maaş karşılığı çalışan insanların bir yandan da siyasetle uğraşmasının zorluklarını teorik bir tespit değil güncel hayatımızın gerçekliği olarak, tefekkürle değil tecrübeyle gelen bir bilgi olarak gözlüyor, anlıyor, öğreniyoruz. Biz orta yaşa doğru ilerler ve maaş kazanmak derdine düşerken aramıza yeni muhalif gençler katılıyor. Bizden daha cesur, bizden daha keskin, bizden daha netler. Şimdi her neyi arayacak ne bulacaksak onlarla yapacağız. Onların cesareti ve ödemeyi göze aldığı bedeller bizi kendi orta yolculuğumuzdan utandırdığında en azından onların yoldaşlığına yaraşır biçimde geleceğin kesin varlığına ve o geleceğin içini umutla doldurma sorumluluğuna sarılacağız. Bir görev gibi geleceği zihnimizde hayal hayal, fikir fikir kuracağız.
On yıl sonranın Türkiye’si nasıl bir yer olacak? Şu anda bunu zihnimde somutlayamıyorum. Gelecek flu, belirsiz, hatta biraz karanlık görünüyor. Bu belirsizlik, bu karanlık endişe veriyor. Ama bu endişemizde yalnız değiliz onu hepimiz biliyoruz. Biraz da zaten bunu bilelim diye yazıyoruz. Her birimiz belki kendi odalarımızda kendi karanlık gelecek projeksiyonlarımız içinde bir yalnızlığa gömülmüş gibiyiz. Ama bu yalnızlığımızda yalnız değiliz. Bu düşünceyle bir araya geldiğimiz her yerde kendi hayalimizdeki cumhuriyetin tasvirlerini yazacağız. Bizim gizli hazinemiz bu tükenmeyen muhayyilemiz. Zaten biz, ve biz derken milyonlarca muhaliften bahsediyorum, bunca sene böyle tutkuyla sarılmamış olsak bu ülkede cumhuriyetin geleceğine dair hayal kurmak abesle iştigal olurdu. Önce hayalde sonra somutta onu yeniden inşa edecek olan da biz olacağız. Cumhuriyet, en kıymetli hazinemiz, biz hayal ettikçe var olacak.



