Hepimizin mücadelesi başka oranda, başka biçimde, başka alanlarda baskın. Mücadele etmek bazen hiçbir şey yapmadan sadece var olarak, bir direniş biçimi. Ne olursa olsun, işimizden gücümüzden; yaşımızdan ya da kimliğimizi oluşturan diğer tüm unsurlardan bağımsız olarak mücadelesiz bir var oluş biçimi bilmiyorum. İçten gelen bir dürtüyle mücadelenin var oluşumuzun tek aracı olduğunu yalnızca hissetmiyor, aynı zamanda biliyorum. Yalnız olmadığımı, yalnız olmadığımızı, kendimiz için sıradan gündelik durumların içinde mücadele ederken bir başkası için daha büyük bir mücadelenin parçası olduğumuzu biliyorum. Yaşamın en temel dürtüsü bu; doğduğumuz andan itibaren her canlı gibi hayatta kalmak için mücadele ediyor, en basit ve somut örneğiyle acıkınca ağlayıp hakkımızı talep ediyoruz. Bu durum büyüdükçe değişmiyor, yeni alanlar ekleniyor sadece. Artık yalnızca kendi hakkımız ve hayatımız için değil, daha büyük bir bütünün hakları ve hayatı için mücadele ediyoruz.
Biraz ilk yazım olduğu için biraz da kişisel olan her zaman politik olduğu için, bu konuyu kişisel hikayem üzerinden ele almak istiyorum. Birçok kişinin beni şanslı addedeceği bir hayat kurmaya çabalıyorum en baştan beri, bunun en temel unsurunu hayatımızın maalesef çok büyük bir zaman dilimini kaplayan iş hayatı üzerinden ele alarak söylüyorum. Sevdiğin bir işi yaparken bundan geçimini sağlayacak kadar para kazanabilmek ihtimali ülkemizde genellikle bir hayal gibi görülen bir mücadele. Akademik hayatın bir parçası olmak benim için hayat boyu yapılabilecek ve yaş aldıkça da tecrübeyle kıymetlenecek bir iş yapma imkânı anlama geliyor. Bir sosyal bilimci olmak için çabalamak, bu yolun çok başında olmak başlı başına bir mücadele alanı benim için. Bunun işim haline gelmesi, kendimi her gün geliştirmek, doktoramı bitirebilmek, bu süreçte yine faydasına çok inanarak yapacağım projelerin içinde bulunmak için koşturmak… Bahsettiklerimin hepsi benim hayattaki şahsi mücadelemin bir kısmı. En temel unsuru ise işe yarar bir hayat yaşamış olmak meselesi.…
Hepimizin deneyimlediği gibi gündelik hayatın zorlu koşturmacasına eklenen ülke ve dünya gündemi, kişisel sorunlar, doktora süreci (en azından birkaçımız için), geçim kaygısı, yalnızlık hissi derken bazı zamanlar sadece yataktan kalkıp gün ile mücadele etmeye bile hâl bulamadığımda kendime hatırlattığım Birhan Keskin* dizelerini sizin mücadelenize de belki iyi gelir umuduyla paylaşmak isterim:
“Sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun. Lazım olursa açar okursun, Olmazsa da olsun, bir zararı yok burada dursun.
Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun!
Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın. Ortada dursun. Olur ya biri eline alır okşar, biri alnından öper. Az unutursun.
Buraya tabiatı koydum. Ağaçları, suyu, ovayı, dağı. Onlar bizim kardeşimiz, çok canın sıkılırsa arada onlarla konuşursun.
Buraya, küçük mutlu güneşler koydum. Günlerimiz karanlık ve çok soğuyor bazı akşamlar, ısınırsın.
Buraya, bir inanç bir inat koydum. Tut ki unuttun, tekrar bak, o inat neyse, sen osun.”
Kişisel mücadelemden devam edersek, kesinlikle yolu inattan geçiyor. Ben inat ediyorum, her şey için; yaşam için, kendim için, başkaları için, dayanışma için, dünya üzerindeki tüm güzelliklerin var olması için. Henüz bir lise öğrencisiyken hayatı deneyimledikçe, okudukça, insanlarla konuştukça içimde yoğun bir istek olarak beliren işe yarar bir hayat yaşamak isteği benim şahsi meselem haline geldi. Üniversite zamanlarımda başlayan sivil toplumu anlamak ve bir parçası olmak çabası da hangi alana gitsem beni eninde sonunda kendimi bulduğum çocuk hakları alanına yöneltti. Böylece benim bu hayatta bir işe yarar olmak niyetiyle başlayan şahsi mücadelem çocukların temel haklarına erişmeleri önündeki engelleri anlamaya çalışarak ilerledi, burada da en başta eğitim olmak üzere bu meseleler üzerine kafa yormaya, okumaya, çalışmaya başladım. Benim gibi bu alanı dert etmiş hocalarımla, sivil toplumda çalışan arkadaşlarımla, başka öğrencilerle, alandaki projelerle tanıştıkça bu mücadelenin toplumda birçok kişinin ve kurumun da mücadelesi olduğunu görmek bana alanda çabalamaya devam etmek için bir ışık oldu.
İşin en güzel yanı ise bugün bu yazıyı yazarken uluslararası bir çalışma grubunun parçası olarak dünyanın birçok yerinden akademisyenlerle beraber refakatsiz göçmen çocukların vatandaşlık haklarını tartıştığımız bir eğitimin çıkışındayım. Zihnimi ders sonrası toparlamaya çalışıyor ve “mücadeleye neden devam etmeliyiz” sorusu üzerine kapsamlı biçimde düşünüyorum. Bunu tam burada, bu eğitimin çıkışında düşünmek benim için hiç zor olmuyor, çünkü tam şu an bu mücadeleyi birileriyle yan yana, fikir alışverişi ile beraberce sürdürüyorum. Elbette herkesin benim gibi şahsi bir yaşam mücadelesi, ilgilenmesi gereken birçok gündelik konu, yazması gereken bir tez / makale, ya da kafa yorduğu birçok başka meselesi olduğunu da görüyorum. Tüm bunlarla birlikte burada olmak ve birlik olmak için keyifle ve inançla inat ediyorum; yaşamın özü bu inat, inanç ve mücadeleden geçtiği için.
Bu yazıyı bitirirken son dönemde umudumu ve mücadelemi besleyen bir başka güzel unsurdan daha bahsetmek istiyorum. Bugün bir parçası olduğum bu platformun kurulması, bana yüz yüze tanışmadığımız halde dayanışma ve fikir alışverişi için ulaşan değerli insanlar, özgürce bir arada var olmak ve bilgi üretmek isteğiyle bir araya gelmek için emek veren genç akademisyen arkadaşlarımın varlığı mücadelede hiçbir zaman yalnız olmadığımı kanıtlıyor bana. Hepimiz zaman zaman böyle kanıtlara ihtiyaç duyarak sürdürüyoruz mücadelemizi, o yüzden ben de Birhan Keskin’in anlattığı gibi, sizin için buraya bazı “kanıtlar” bırakıyorum, lazım olursa okursunuz, olmazsa da olsun, bir zararı yok burada dursun…
Başka alanlarda ve başka biçimlerde olsa da birlikte emek vererek, farklı konularından ucundan tutarak; en sevdiğim mücadele biçimi olarak dayanışmayla üretmeye devam edeceğimiz aydınlık günler için hep beraber inat etmeye devam!
*Birhan Keskin (2016), Kargo. Fakir Kene: Metis Yayınları.



